Son İletiler

#21
iPhone iOS Bölümü / ios 26.2 güncellemesi
Son İleti Gönderen Tekyürek - 12 Aralık 2025, 21:24:32
IMG_0612.jpeg

Bu güncelleme hakkında
X
Apple Music
• Favori Parçalar listesi, ana sayfa sekmesindeki En İyi Seçimler'de görünür
• İndirilen parçalar için çevrimdışı şarkı sözleri,
böylece onları internet baglantısı olmadan görüntüleyebilirsiniz
Podcast'ler
• Bahsedilen podcast'lere baglantılar,
dinlediginiz bölümde bahsedilen diger podcast'leri doğrudan oynatıcıdan ve dökümden görüp takip etmenizi sağlar
Oyunlar
• Oyunlar arşivindeki filtreler, oyunları kategoriye, büyüklüge ve daha fazlasına göre bulmanızı sağlar
• Yeni biri liderlige geçtiginde sizi bilgilendiren
oyun içi meydan okuma puan afişleri gerçek
zamanlı olarak güncellenir
• Backbone ve Razer gibi bağlı kumandalar
için geliştirilmiş destek
Bu güncelleme, aşağıdaki iyileştirmeleri ve hata düzeltmelerini de içerir:
• Ek Kilitli Ekran saat özelleştirme seçeneği
Liquid Glass görünümünü daha fazla veya daha az opak yaparak saat görünümünü daha fazla
ayarlamanızı sağlar
• Anımsatıcılar için Alarmlar, acil görevlerinizin üstesinden gelmenize yardımcı olur ve anımsatıcıyı işaretlemeye hazır değilseniz erteleme ve Canlı Etkinlik desteği sağlar
tamamlamak için girmesi gereken bir kodu alıcının aygıtında sağlayarak bilinmeyen kişilerle AirDrop kullanırken güvenligi artırmak için ek bir doğrulama katmanı sağlar
• Ev uygulamasında çoklu paket aksesuar
eşleme, aynı ayarlama kodunu kullanarak birlikte satılan birden fazla aksesuarı kolayca kaydetmenizi sağlar
• Erişilebilirlik Ayarları'ndaki Uyarılar İçin Flaş
seçeneği, bir bildirim aldığınızda aygıt ekranının yanıp sönmesini sağlayan ek bir seçenek sunar
• Freeform'daki tablolar, sonsuz tuvale yapı kazandıran ve sığdırmak için akıllı bir şekilde yeniden boyutlandırılan hücrelerle metin, görüntü, belge ve çizim içerebilir
• Apple Music arşivindeki ön sürüm
albümlerinin yayımlanma zamanında hemen çalınamamasına neden olan bir sorunu düzeltir
• Gizlilik ve Güvenlik ayarının kurumsal bir
kuruluş tarafından yönetildiği şeklinde yanlış işaretlenebileceği bir sorunu düzeltir
Apple yazılım güncellemelerinin güvenlik içerigi hakkında bilgi için lütfen şu web sitesine gidin:
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Üye ol Veya Giriş Yap
Bazı özellikler, tüm bölgelerde veya tüm iPhone modellerinde kullanılamayabilir. Daha fazla bilgi edinmek için lütfen şu sayfaya gidin:
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Üye ol Veya Giriş Yap
Bunun gibi yazılım güncellemeleri, performansı ve/veya pil ömrünü etkileyebilece
#22
Portal Haberleri / Byd ELECTRO Uygulaması Kurulum...
Son İleti Gönderen Tekyürek - 29 Kasım 2025, 23:51:29
ELECTRO Uygulaması Kurulum Kılavuzu
Electro, aracınıza telefonunuz üzerinden uzaktan bağlanarak, aracın aşağıdaki bilgilerine
erişmenizi sağlayan bir uygulamadır.
• Anlık araç verilerinin alınması,
o Batarya doluluk yüzdesi,
o Batarya sıcaklığı,
o Batarya voltaj değeri,
o Batarya sağlığı,
o Anlık motor gücü kullanım değeri,
o Anlık motor tork kullanımı değeri,
o Anlık araç hızı,
o Aracın vites modu (P,R,N,D)
o Anlık motor devri,
• Log kayıtlarının alınması kullanıcıya bildirim gönderilmesi,
o Araç kapılarının açılma/kapanma kayıtları,
o Aracın Başlat/Durdur kayıtları,
o Bilgi&Eğlence sisteminin resetlenmesi kaydı,
o Electro yazılımın başlatılması kaydı,
• Hafızalı koltuk olan modellerde 2 farklı ayarı hafızaya almak,
• Araç başladığında koltuk soğutma veya ısıtmayı otomatik başlatacak şekilde ayarlamak,
• Son sürüş kayıtlarının alınması,
o Sürüş başlangıç ve bitiş zamanı,
o Sürüş süresi,
o Sürüşte alınan mesafe,
o Ortalama enerji tüketimi,
o Toplam enerji tüketimi,
o Ortalama hız,
o Batarya sağlığı,
o Sürüşe ait zamana bağlı hız eğirişi,
o Sürüşe ait zamana bağlı rakım/irtifa eğrisi,
o Sürüşe ait zamana bağlı enerji tüketimi eğrisi,
o Sürüşe ait zamana bağlı güç eğrisi,
o Sürüşe ait zamana bağlı tork eğrisi,
o Sürüşe ait zamana bağlı motor devir eğrisi,
o Sürüşe ait zamana bağlı dış ortam sıcaklık eğrisi,
o Sürüşe ait zamana bağlı batarya sıcaklık eğrisi,
o Sürüşe ait zamana bağlı batarya voltaj eğrisi,
• Aracın ön, arka ve sağ/sol dikiz aynalarında yer alan kameraları anlık izleme.
PublicElectro yazılımını aracınıza kurabilmeniz için USB Hata Ayıklama (USB Debugging) açık olmalıdır.
Telefona Electro kurulumu
Telefon tarafında geliştirilmiş bir uygulaması olmayıp, web tabanlı olarak çalışmaktadır. Bunun
için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Üye ol Veya Giriş Yap sayfasındayken;
➢ İphone – Safari için ekranın alt kısmında yer alan paylaş simgesine tıklayın.
➢ Gelen sayfada Ana Ekrana Ekle'yi seçin.
➢ Bu sayede web tabanlı uygulamayı, aşağıdaki şekilde telefonunuzun ana ekranına eklemiş
olacaksınız.
➢ Uygulamayı açtıktan sonra Google hesabınız ile giriş yapmanızı isteyecektir. Google
hesabınızı kullanarak giriş yapın.
PublicAraca Electro kurulumu;
➢ APK dosyasını indirmek için TIKLAYINIZ.
➢ İndirdiğiniz dosyayı araca kurun.
➢ Uygulamayı başlatın.
➢ Kamera kullanımıyla alakalı izinler isteyecektir. Bunlara izinleri verin.
➢ Uygulama ayarlarının yapılması esnasında aşağıdaki ekran gelecektir. 1dk'dan uzun
süreyle bu ekran kalırsa, vites seçicinin yanında yer alan ses ayar tuşuna 10sn süreyle
basılı tutarak bilgi eğlence sistemini yeniden başlatın.
➢ Uygulama ayarları tamamlandıktan sonra ekranda QR kod göreceksiniz.
➢ Telefonunuza kurduğunuz Electro uygulamasını açıp, Google hesabınızla giriş yaptıktan
sonra size QR kod okutmanızı isteyecektir. Araç ekranında çıkan QR kodu okutarak telefon
ile araç arasındaki haberleşmeyi sağlamış olacaksınız.
#23
Portal Haberleri / Byd seal u dmi apk yükleme
Son İleti Gönderen Tekyürek - 29 Kasım 2025, 23:48:28
TPA İLE SÜRÜM YÜKSELTME
1. Flash Disk (USB) Ayarları
1. 2. 3. 8 GB, 16 GB veya 32 GB kapasiteli bir Flash Diskiniz (USB Bellek) olduğundan emin olun.
Flash Diskinizin ana dizininde, tam olarak yazdığım şekilde bir klasör oluşturun:
o Klasör Adı: Third Party Apps 90
Aşağıdaki iki (2) ayrı bağlantıdan gerekli APK dosyalarını indirerek bu klasörün içine kopyalayın:
o QRcodebypass-1.0.13.apk: link
o PackageInstallerUnlocked.apk: link
Not: başka yüklemek istediğiniz apk varsa onları da bu klasöre ekleyebilirsiniz.
2. Uygulama Yükleme ve Ülke Değişikliği
1. Araç çalışır durumda ve Park (P) modundayken Flash Diski, çakmaklığa yakın olan Type-C portuna takın.
2. 3. 4. 5. 6. Ekrana şifre soran bir pencere açılacaktır. Aşağıdaki şifrelerden size uygun olanı girin:
o Şifre: BYD6125F veya BYD8155F
Açılan yükleme ekranında listelenen uygulamaları işaretleyin ve Yükle butonuna basın. Sağ altta
başarılı/başarısız ve toplam yazan alandan kurulum durumunu kontrol edin.
İşlem tamamlanıp uygulamalar kurulduktan sonra USB'yi çıkarın.
Tablette uygulamalar menüsüne girin ve yüklenen BYDOTA QR Code uygulamasını açın.
Ekranda çıkan ülkeler listesinden China CN seçeneğini bulun, seçin ve alttaki onay butonu ile işlemi başlatın.
Ekrana çıkan tüm uyarılara onay verin. Multimedya sistemi yeniden başlayacaktır.
o ÖNEMLİ UYARI: Multimedya sistemi yeniden başlatılırken USB'de hiçbir şey takılı olmasın. Açılışta
çıkan kullanım sözleşmesini onaylamanız gerekir; USB takılıyken bu onaylama ekranı kaybolabilir.
3. Sürüm Yükseltme ve TR Koduna Geri Dönüş
1. Sürüm Yükseltme İşlemi
1. Öncelikle bilgisayarınıza Telegram uygulamasını yükleyin ve aracınıza uygun sürüm dosyasını aşağıdaki
bağlantılardan indirip masaüstünüze kaydedin:
o Seal, U, Dmi için 13.1.33.2506: link (inen dosyaya sağ tıklayıp buraya çıkart yapılmalıdır.)
o Atto, Dolphin için 13.1.32.2507: link (inen dosyanın adını UpdateFull olarak değiştirip gerekli
klasörleme yapılmalıdır.)2. 3. İndirdiğiniz dosyayı kontrol edin: 2506 da dosyalar hazır geliyor 2507 de dosyalamayı biz yapacağız.
Dosya yolunu kontrol ettikten sonra (dosyanın kök klasörde olduğundan emin olun) tüm içeriği Flash
Diskinizin ana dizinine atın.
4.
5. Yükseltme için hazırladığınız USB'yi araca takın ve bekleyin. Ekrana gelen uyarıları onaylayın, tuşlara
basmayın. Güncelleme doğrudan başlayıp yükleme yapılacaktır.
6. Yükseltme bittikten sonra USB'yi araçtan çıkartın.
2. Ülkeyi Tekrar Türkiye Olarak Ayarlama
1. ADB etkinleştirme işleminden ve sürüm yükseltmesinden sonra, BYDOTA QR Code uygulamasını tekrar açın.
2. Country Code (Ülke Değiştirme) seçeneğini seçin ve parmağınızla ortadaki listeyi kaydırarak TR (Türkiye)
seçeneğini bulup onaylayın.
3. Tablet yeniden başlayacak ve ekrana gelen tüm sözleşme onaylarını vererek işlemi tamamlayın.
#24
Herşey Genel Paylaşım / Ynt: Atatürk Şiirleri - Serdar...
Son İleti Gönderen Hüseyin120 - 06 Kasım 2025, 13:39:24
ATATÜRK 135 YAŞINDA
Yazan Ve Okuyan: Serdar Yıldırım
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Üye ol Veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Üye ol Veya Giriş Yap


KARANLIK BENDEN KORKTU
Yazan Ve Okuyan: Serdar Yıldırım
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Üye ol Veya Giriş Yap
#25
 :yardimyardim: Merhaba huawei nova 5T telefonuma yanlışlıkla Honor 20 rom yükledim huawei nova 5t için stock rom indiriyorum  ama huawei smartphone multi download software programıyla yüklemeye çalıştığımda program XML dosyası geçersiz hatası veriyor yani stock rom dosyasını yükleyemiyorum XML dosyasını açtığımda ise içinde baş kısmındaki yazıda bootloader image Sigmakey yazıyor yani xml dosyası Sigma Key programıyla flaşlanacak şekilde düzenlenmiş lütfen yardım erdin
#26
teşekkür
#27
Replika MTK Clon Samsung s3 ( Rom ) / Ynt: SİGMAKEY FULL CRACK (ZTE,...
Son İleti Gönderen Bilgelik - 11 Ekim 2025, 22:18:46
arkadaşlar slm sigmakey ful crackli lazım telimin sürümünü düşrücem teşekkürler   :superrrrrrrrr:
#28
Portal Haberleri / huawei emui 9 dan 8 ze
Son İleti Gönderen Bilgelik - 11 Ekim 2025, 22:14:07
selam arkadaşlar ben yeniyim huawei psmart 2018 fig lx1 tel var kasıyor emui 8 geri dönücem sigmakey programı ücretli başka çaresi yok mu acaba yardımlarınız için şimdiden teşekkürler  :superrrrrrrrr:
#29
Herşey Genel Paylaşım / Cesur Genç İle İyilik Prensi
Son İleti Gönderen Hüseyin120 - 08 Ekim 2025, 14:37:28

CESUR GENÇ İLE İYİLİK PRENSİ
Üç yanı aşılmaz karlı dağlarla çevrelenmiş, geniş ve verimli topraklara sahip bir köyün dış dünya ile irtibatını sağlayan tek yol, azgın suları olan bir ırmak üzerindeki tahta köprüydü. Bu köyde yaşayan köylüler kasabaya gitmek için ırmağın en dar kısmına yaptıkları tahta köprüden geçmek zorundaydılar. Köylüler, arabalara yükledikleri ürünleri kasabada satarlar ve neşe içinde köye dönerlerdi. On yıl vardı ki, neşe yerini kedere bırakmıştı. Bu on yıllık sürede köyden ayrılanların hiçbiri geri dönmemişti. İlk gidenler geri gelmeyince köydekileri bir korku kaplamıştı. Durumu merak eden köylüler köprünün yakınlarına geldiklerinde karşı tarafta dolaşan silahlı adamlar görmüşler ve bunların eşkıya olduklarını anlamışlardı. Eşkiyalar tarafından öldürülmek korkusu, onları dış dünyadan habersiz yaşamaya mahkum etmişti. Fakat yine de birkaç yılda bir de olsa cesur gençler ortaya çıkmış, köydekilerin engellemelerine göğüs gererek köprüden karşı tarafa geçmişlerdi. Karşıya geçmişlerdi geçmesine de, içlerinden köye geri dönen olmamıştı.

İşte şimdi bir başkası kasabaya gitmek için yola çıkmıştı. Bu cesur genç atlı arabasını korkusuzca köprüye doğru sürdü. Karşı kıyıya geçince orman içinde devam eden yol boyunca ilerlemeye başladı. Daha yüz metre gitmeden büyük bir ağacın yol üstüne devrilmiş olduğunu gördü. Cesur genç kılıcını çekip yere atlarken haykırdı:  " Haayt!.. Kimseniz çıkın ortaya yüzünüzü görelim!.. Böyle yol kesip eşkiyalık yapmak da ne demek oluyormuş. Sizin gibilerin hakkından gelmesini bilirim ben. " Bunun üzerine eşkiyalar ağaçların arkasından çıkıp cesur gencin etrafını sardılar. Eşkiyaların reisi, öne çıkarak cesur gencin karşısına dikildi:  " Bre genç " dedi, " ne bağırır durursun? "

Cesur genç: " Ohoo!.. Demek bunların başı sensin. Karşımda öyle dikilip durma. Hemen emir ver adamlarına kaldırın şu ağacı yol üstünden " deyince, eşkiyalar, kahkahalarla gülmeye başladı. Reis, bu duruma çok sinirlendi ve " Susun!.. " diye bağırdı. Eşkiyalar susunca reis şunları söyledi:   " Hop hop, yavaş ol aslanım!.Burada reis benim, emirleri ben veririm. Sen istemesen de, o ağaç orada kalacak. Bak aslanım, sana bir teklifim var. Biz burada yirmi kişiyiz. Bizimle baş edemezsin. Arabayı bana bedavaya sat, kılıcını elinden at, yürü git yoluna, canın nereye isterse oraya git. "

Bunun üzerine cesur genç: " Hayır, ben teslim olmam " dedi. " Ölürüm daha iyi. "
Reis: " Sözlerimi yanlış anladın aslanım!.." dedi. " Teslim olma diye bir durum ortada yok. Sen teslim olmayacaksın ki, şanınla, şerefinle gitmek istediğin yere gideceksin. Farz et ki, kılıcını düşürüp kaybettin. Farz et ki, gece ormanda uyurken yorgun olduğundan atın koşumlarını çözmeyi unuttun, at da, çekti arabayı götürdü. Ertesi sabah çok aradın arabayı ama bulamadın. İşte mesele bu kadar basit. "

Cesur genç bir an için durumunu gözden geçirdi. Bunlarla savaşmak akıl karı olmayacaktı. Biri tutup bir ok atsa oracıkta düşüp kalırdı. O zaman ne değişirdi? Bu eşkiyalar yine burada beklerdi ve köydekiler çaresizlik içinde kıvranırdı. Eğer beni bırakırlarsa kasabaya gider yardım getirir, bu eşkiyaları yakalatırım, diye düşündü. Ama sağ–salim gitmesine izin verirler miydi? Bunu sormak ihtiyacını hissetti: " Yalan söylemediğine nasıl inanayım. "

" Benim yalan söylemediğime inanman bizden korkmadığını ispatlar. Senin gibi yiğit bir gence el kaldıramam. Var şimdi git yoluna. " Reisin bu sözleri üzerine cesur genç kılıcını yere attı ve oradan uzaklaştı.

Cesur genç ertesi gün akşamüstü kasabaya vardı. Bir han odası kiralayıp, yemek yedikten sonra, uykuya daldı. Sabahleyin dinlenmiş olarak girişimlerine başladı. Üç gün boyunca çalmadık kapı, konuşmadık insan bırakmayan cesur genç, kimsenin kendisini dinlemekten başka bir şey yapmadığını görünce hayretler içinde kaldı. Buraya geldiğine bin pişman bir halde gerisin geriye dönerek tahta köprünün aşağı taraflarında köyüne ulaşabilmek için, umutsuz bir arayış içine girdi. Saatler sonra bütün çabasının boşuna olduğunu gördü. Irmağın azgın sularını aşıp karşı tarafa geçmenin olanağı yoktu. Canından bezmiş bir halde ırmak kenarına oturup etrafına bakınırken, suların üstünde bir balığın bakmakta olduğunu fark etti. Laf olsun diye balığa seslendi:  " Ey balık!:.Keşke konuşabilseydin de, seninle iki çift laf edebilseydik. Dertliyim ben, yürekten yaralıyım ben. "
Biraz sonra cesur gencin beklemediği bir şey oldu. Dert dolu, çile dolu haykırışına balık karşılık veriyordu: " Konuşurum tabii ki, neden konuşmayacakmışım...Bekle, şimdi yanına geliyorum. "  Balık bir kuyruk darbesiyle kıyıya ulaştı ve yakındaki bir ağacın arkasında gözden kaybolduktan bir saniye sonra,  yakışıklı bir genç olarak ortaya çıktı. " Merhaba, ben iyilik prensiyim " dedikten sonra onun yanına oturdu: " Bak şimdi, benden çekinmene gerek yok. Cin, peri falan değilim. Söylediğim gibi ben iyilik prensiyim. Biz de tıpkı insanlar gibi doğarız, büyürüz, yaşlanırız. Acıkınca yemek yeriz. Okuma-yazma öğreniriz, kitap okuruz, resim yaparız. Canımız sıkılır üzülürüz, fakat üzüntülerimizi fazla önemsememeye çalışırız. Üzüntünün gelip geçici olduğuna inanırız. Ben sıkıntının, üzüntünün çaresini insanlara yardım etmekte, insanlara iyilik etmekte bulmaya çalışmış ve kendime yararım dokunmuştur. Canımın sıkıldığı, üzüldüğüm bir durum olduğu zaman birine bir iyilik yaparım mutlu olurum. Bu mutluluğun devamlılık sağlayabilmesi iyilik yapmakla, yardımlaşmakla mümkündür. Ne dersin arkadaş, söylediklerimin doğru olduğunu ortaya çıkarmak için, bu yöntem denemeye değmez mi sence? "

İyilik prensinin anlattıkları cesur gencin üzerinde olumlu tesir yaptı ve şaşkınlığını tamamen yok etti. Kendisinin bir konu hakkında görüşü alınmak isteniyordu ve düşüncesini söylememesi ayıp sayılırdı: " Şimdi sen iyilik prensi olduğundan görevin gereği herkese iyilik yapmak istiyorsun ve iyilik yaptığın insanların sevinmesi, sana teşekkür etmesi, mutlu olmanı sağlıyor. Az önce cin, peri olmadığını söylemiştin. Şu an insan görünüşündesin. İnsan kılığına girmeden önce bir balıktın ve ırmakta yüzüyordun. Sanıyorum ki, sen bir insansın fakat seni diğer insanlardan ayıran birtakım özelliklere ve farklı düşüncelere sahipsin. Arzu ettiğin bir kılığa anında girebiliyorsun. Bu bir balık olabilir, bir kuş olabilir, bir tavşan olabilir. Düşünce farklılığı seni insanlardan kesin çizgilerle ayırır. Ben, senin yöntemini denemeye değer desem bile zannetmiyorum ki, bu yöntemi öğrenip de, denemek isteyecek bir başkası çıksın. Gelelim senin bir balık olma durumuna ve ırmakta yüzme sebebine...Sen bir balıktın ve ırmakta yüzüyordun. Bu bir rastlantı mıydı, yoksa bir nedeni var mıydı? "

" Ben on sekiz yaşındayım ve beş yıla yakın bir süredir bu ırmakta yüzüyorum. Seviyorum yüzmeyi. Benim için değişiklik oluyor. "

" Demek bu ırmakta yüzmek hoşuna gidiyor. Fırsat buldukça gelip burada yüzüyorsun. Peki, çevrede olup bitenlerden haberin yok mu? Irmağın öte kıyısında bir köy var. O köyde yaşayan insanlar var. O insanlar orada hapis hayatı yaşıyorlar. Eşkiyalar tahta köprüde bekliyorlar, köydekileri köprüden geçirmiyorlar. Benden önce köprüden geçenlerin ne oldukları belli değil. Ben köprüden geçtim, fakat kılıcımı, arabamı elimden aldılar. Kendi isteğimle değil, zorla...Kasabadan yardım getirir bu eşkiyaları yakalatırım, diye düşündüm. Hiç kimse beni dinlemekten başka bir şey yapmadı. Sanırım olanlardan hepsinin haberi var ve yardım etmekten çekiniyorlar, korkuyorlar. Bizim köyün toprakları çok verimlidir. Piyasadaki sebze-meyve fiyatları ucuzlamasın diye geniş toprak sahibi kimselerin bir oyunu ile karşı karşıya kaldık. Sen beş yıldır bu durumun farkına varamadın mı? Vardın da yardım etmek aklına gelmedi mi? Yardım etmek istediğinde seni engelleyen ne oldu? Bu sorulara açıklık getirmeni istiyorum. Lütfen iyilik prensi, buyurun söz sırası sizin. "

" Yüzmek için buralara gelmeye başladığım ilk günlerde durumu fark ettim. O zamanlar çocuk olduğum için, ne yapacağımı bilemedim. En iyisi her şeyi gidip babama anlatmaktı. Ben de öyle yaptım. İyilik kralı olan babam, anlattıklarımdan haberi olduğunu, sorunu en ince ayrıntılarına kadar araştırdığını, yardım etme konusunda tereddüt içine düştüğünü, yardım ettiği takdirde pek çok kişinin alınyazısının bir anda değişeceğini, meselenin yetki alanı dışına taştığından duruma müdahale etmediğini ve benim olan biteni görmemezliğe gelmem gerektiğini söyleyince, babamın sözlerinin doğru olduğunu düşünüp hiçbir şeye karışmadım. "

" Sayın iyilik prensi, iyilik ve kötülük her insanın kalbinde doğuştan yer etmiştir. İnsan büyüyüp geliştikçe kalp de buna paralel olarak büyür, gelişir. Kalp büyüyüp geliştikçe kalpte bulunan iyilik ve kötülük davranışlarda, hareketlerde belirmeye başlar. Çocuklara iyilik yapmanın iyi bir şey, kötülük yapmanın kötü bir şey olduğunu mutlaka anlatmalıyız. Onlara kalbindeki iyilikleri ön plana çıkarması için yardımcı olmalıyız. Çocuk, kalbindeki kötü duygulara gem vurmayı öğrenmelidir. Bunları çocuğa öğretecek olanlar davranışlarına dikkat etmek zorundadır, çünkü çocuk büyüklerinin davranışlarını, sözlerini, yaptıklarını yakından takip eder. Kendine onları örnek alır.   
Buradaki silahlı adamlar iyi eğitim görmedikleri için, iyiliği bilememişler, iyi insan olamamışlar, kötü olmuşlar, eşkiya olmuşlar. Onlar bir köy halkını üzdüklerinin, acılar içinde bıraktıklarının farkında değiller. Onlara yaptıklarının doğru olmadığını anlatalım, yaptıkları yanlışı fark ettirelim. Onlarla konuşalım. Onlara iyiliğin ne olduğunu, iyi bir insanın nasıl olması gerektiğini anlatalım. Ben bir insan ne kadar kötü olursa olsun, kalbinde azıcık da olsa iyi duygular kaldığına inanırım. İşte biz azıcık kalmış olan iyi duyguları harekete geçirip canlandırmaya çalışacağız. İyi duyguların ileri doğru attığı her adım kötü duyguları bir adım gerileteceğinden öyle bir an gelecek ki, iyi duygular kötü duyguları geçecektir. İyi duyguları önde olan insan, iyi insan olmuş demektir. Sayın iyilik prensi, iyilik yapmanın büyüğü, küçüğü olmaz. İyilik iyiliktir. Gel bir iyilik de bize yap. Şu eşkiyaları yakalamama yardımcı ol. Onlara her şeyi anlattığımız takdirde inanıyorum ki, tuttukları yolun yanlış olduğunu fark edip yollarını değiştireceklerdir. Bu tarafa geçeceklerdir. "

Cesur gencin daha fazla konuşmasına iyilik prensi izin vermedi. Bir eliyle onun ağzını kapatarak gülümsedi: " Tamam... Anlatmak istediklerini çok iyi anladım. Ben bu konuyu böylesine derin düşünemedim. Şuna inandım ki, senden öğrenmem lazım gelen çok şey var. Bunları sonra konuşuruz. Bir plan dahilinde eşkiyaları yakalayalım. Onlarla sen konuş, her şeyi anlat. İyilik ne demek, bunu onlara öğret. Başarılı olacağına inancım sonsuz. "

Birkaç dakika sonra iyilik prensi bir kartal kılığına girerek eşkiyaların bulunduğu tarafa doğru uçtu. Cesur genç de yürüyerek yola çıktı. Kartal biraz sonra tahta köprünün üstünde daireler çizerek uçmaya başladı, aniden kalın bir ip oldu ve aşağıya süzüldü. Oralarda dolaşmakta olan eşkiyaları yakaladıktan sonra barınak olarak kullandıkları büyük bir mağaraya götürdü. Mağara, atlar, arabalar ve eşyalarla doluydu. Eşkiyalar bunları kasabaya gitmek isteyen köylülerden zorla almışlardı.

Cesur genç mağaraya geldiğinde eşkiyaları bir köşede kıskıvrak bağlı otururlarken görünce çok sevindi. Bu sevincini onlara belli etmedi. Eğer eşkiyalar onun sevindiğini fark ederlerse kendisine kızabilirler ve onun iyilik, doğruluk hakkında söyleyeceği sözleri, vereceği nasihatleri dinlemeyebilirlerdi. Cesur genç eşkiyalarla konuştu. Onlara tuttukları yolun yanlış olduğunu, eğer isterlerse yardım edebileceğini, eşkiyalık yapmadan da bu dünyada yaşanabileceğini anlattı. Hiç kimsenin bir başkasının malını zorla alamayacağını, tam on yıldır köyde yaşayanlara hayatı zindan ettiklerini, bunun haksızlık olduğunu, bu haksızlığa neden olanları efendi olarak kabul etmeyip, kendi kendilerinin efendisi olmaları gerektiğini belirtti.
Bu arada daha önce köprüden geçenlerin öldürülmediği, salıverildiği ortaya çıktı.  Eşkiyalarda pişmanlık belirtileri başlaması üzerine onları yakalamış olan kalın ip gevşedi ve sonunda çözüldü. Kalın ip insan kılığına girdi ve iyilik prensi oldu. İyilik prensi kısaca kendini tanıttıktan, onlara bundan sonraki yaşamlarında başarılar diledikten sonra, cebinden deri bir kese çıkararak saçlarından birer tel koparıp keseye atmalarını istemeyi ihmal etmedi. Böylelikle nereye giderlerse gitsinler, onların izini bulabilecek ve iyi insan olup olmadıklarını kontrol edebilecekti.

Cesur genç köyünde krallar gibi karşılandı. Köyde o gece şenlikler yapıldı, eğlenceler düzenlendi, ziyafetler verildi. Herkes tahta köprünün ulaşıma açılmasının sevinci içindeydi. İyilik prensi ise, kimliğini belli etmeden bir kenarda oturup eğlenceleri izledi. O kadar güzeldi ki, karşılık beklemeden başkalarına yardımcı olabilmek, onlara mutluluk verebilmek. Varsın seni kimse tanımasın, adını kimse bilmesindi. Sen iyilik yaptığını biliyordun ya, bu sana yeterdi.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

YILDIZ AĞACI
Seçme Türk Masalları
Gönül Yayıncılık 2017
Sayfa 36 - 50
#30
Herşey Genel Paylaşım / Keloğlan Mücevher Ağacı
Son İleti Gönderen Hüseyin120 - 08 Ekim 2025, 14:36:17

KELOĞLAN MÜCEVHER AĞACI
Zaman gelmiş, zaman geçmiş. Günler gelmiş, aylar geçmiş. Aylar gelmiş, yıllar geçmiş. Keloğlan yirmi iki yaşına girmiş, nereden duyduysa adını duymuş, kafasında iyice yer etmiş, mücevher ağacını bulmak üzere yola çıkmış. Keloğlan gele geçe, pınardan soğuk su içe, yolu bir ormana düşmüş. Ormanın adını sorarsanız, Keloğlan bilmez, bana sorarsanız ben hiç bilmem, ağaçlarla dolu bir yermiş. Keloğlan sağına bakmış ağaç, soluna bakmış ağaç, gitmiş gitmiş hep ağaç. Bu durum kafasında şöyle bir çağrışım uyandırmış: Bu ağaçlar, topraktan çıktığına göre, ağaçları toprağın saçları sayarsak, bu orman saçlı bir adamın başına benzer. Saçları olmayan kel birinin başı, ağaçsız bir toprağa benzediğine göre, bu ormana Keloğlan Ormanı demek doğru olmaz.

Keloğlan, ormanda yolunu kaybetmemiş ve ağlamayan, on sekiz yaşında genç bir kızla karşılaşmış. Keloğlan sormuş:  " Güzel kız, ormanda kayboldun mu? Anan, baban nerede? Hangi köydensin? Söyle de seni köyüne gö türeyim. "
Bunun üzerine genç kız şöyle demiş:  " Bu ne soru kalabalığı böyle? Ortada sincap yok, kuyruğu yok, sincabın ağırlığını tahmin etmeye çalışıyorsun. Sincap iki kilo gelse sana ne, dört kilo gelse bana ne? Gelelim çimenin faydalarına: Bu ormanda kaybolmadım. Anam, babam evdedir. Yapraklı Köyü'ndenim. Ormanın ne tarafında kalır bilir misin? "
" Yapraklı mı? Adını hiç duymadım. Ormanın ne tarafında kalır, ne bileyim? "
" Hani az önce seni köyüne gö türeyim falan diyordun da. "
" Ha, doğru ya, öyle dediydim. Seni bu koca ormanda yalnız görünce öyle şaşırdım ki, ne dediğimi bilemedim. Deyiverdim işte. Kız adın ne senin, söyleyiver de bileyim. Konuşma tarzın güzel de, bir acayibime gitti. "
" Bravo, konuşma tarzım bir kulağından girip ötekinden çıkmamış. O zaman söylediklerim iki kulağına küpe olsun. Benim adım Fatma ama erkek Fatma diye bilirler beni. Anadolu'da Fatma çoktur ama erkek Fatma deyince bir ben akıllara  düşerim. "
" Fatma. Hem erkek hem Fatma. Ne iş? "
" İnce iş. "

Daha sonra Keloğlan başından takkesini çıkararak şöyle demiş:  " Fatma, söyle bakalım, ben kimim? "
Bunun üzerine Fatma sağ kaşını yukarı kaldırarak bir süre Keloğlan'ı süzmüş:  " Dur bakalım! Yoksa sen şu Keloğlan mısın? "
" Peh, nasıl da bildin. Ama adım ne diye sormasam, dikkatini toplayamazdın. "
Fatma, Keloğlan'ı bir kucaklamış ki, Keloğlan ayaklarının yerden kesildiğini hissetmiş.
" Dur kız! Fatma! Bir gören olacak. Sonra ne derler? Bırak beni. "

Fatma, Keloğlan'ı bırakmış:  " Bu ormanda bizi gören olmaz. Hem görseler bana ne? Dünyanın en ünlü macera kahramanına sarılmışım, kime ne? Vay be! Hal ve gidiş pekiyi. Durum vaziyetleri çok iyi. Çocukluğundan beri yaşadığın olayları bizim köyde hikâye diye anlatıyorlar. Bir zamanlar padişah da olmuşsun. Kaç yaşındasın? "
" Yirmi iki yaşındayım. "
" Yirmi iki mi? Yok canım, inanmadım. Şuna yirmi diyelim, ne dersin? "
" Tamam, olur. Sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Benim de işime gelir yirmi yaşında olmak. Dur bakalım, sen kaç yaşında olabilirsin? On sekiz yaşında varsın. "
" Hey be! İşte size iyi bir tahminci. Keloğlan olsun da benim yaşımı bilemesin? Keloğlan olsun da atıp tutturamasın? Doğru bildin, on sekiz yaşındayım. Sana Keloğlan, Keloğlan diyorum ama yaşın benden ileride. Acaba adınla hitap etmeme izin çıkar mı? "
" Sen bilirsin be, Fatma. Benim adım Keloğlan. Tabi ki, adımla hitap edebilirsin. Senden küçük beş, on yaşında çocuklar bana Keloğlan derler. Aslında adım İbrahim ama anam bile bana Keloğlan der. "

Daha sonra Keloğlan üstünde altınlar, elmaslar, zümrütler dolu olan mücevher ağacını bulmak ve onları toplayıp, fakirlere dağıtmak istediğini söylemiş.
Bunun üzerine Fatma: " O topladıklarının bir kısmını kendine ayıracaksın, değil mi? " diye sormuş.
Keloğlan: " Yok, öyle şey yok. Bir tekini bile kendime ayırsam elime yapışır. "
" Ben de seninle gelsem, kendime bir kese altın, elmas, zümrüt alabilir miyim? "
" İstersen al, sana karışmam ama benimle gelmene anan, baban izin verir mi? "
" Bunun kolayı var. Bizim köye gideriz, izin isteriz. Köydekiler, meşhur Keloğlan'ı görürler. "

Köyde, Keloğlan coşkulu bir şekilde karşılanmış. Eğlenceler düzenlenmiş, ziyafetler verilmiş. Fatma'nın Keloğlan'la gitmesi için, izin çıkmış. Keloğlan dönüşte bu köye uğrayacağına dair köylülere söz vermiş. Köyden ayrıldıktan sonra, Fatma'nın elinde çuval olması, Keloğlan'ın dikkatini çekmiş. Keloğlan sormuş:  " Fatma, o çuval nedir? Neden onu gö türüyorsun? "
" Mücevher Ağacı'ndan kendime ayıracaklarımı buna dolduracaktım. "
" Ne, buna mı? Bu dünyanın mücevherini alır, taşıması sorun olur. Bu dolunca belki geriye bir avuç mücevher kalır. "
" Tamam işte. Sen de o bir avuç mücevheri bizim köyde dağıtırsın. Dünyada benden fakir insan bulamazsın. Tek dikili fidanım bile yok. On sekiz yaşındayım, çeyiz bohçamda bir parça kumaş yok. Bohça bomboş. Çuval mücevher dolu olunca bana tüy gibi hafif gelir. "

Keloğlan, Fatma'nın uyanıklığına ve sirke gibi keskin zekâsına hayran kalmış. Keloğlan ile Fatma, dağ-taş yürümüşler, kasabalardan, köylerden geçmişler, soğuk sulardan içmişler ve sonunda içinde mücevher ağacının bulunduğu kutsal toprakların yakınındaki bir köye gelmişler. Keloğlan köydekilere durumu anlatmış. Köydekiler, buna çok sevinmişler. Keloğlan ve Fatma'nın yanına yol gösterici olarak Hasan'ı verip,  yola çıkmasını öğütlemişler. Keloğlan dönüş yolunda nasılsa bu köyden geçecekmiş. Keloğlan'ın bu köyde dağıtacağı mücevherler şimdiden göz kamaştırmış.

Mücevher Ağacı bu köye çok yakınmış ama bu köyden birinin mücevherleri dalından koparması yasakmış, çünkü o zaman Mücevher Ağacı'nın kuruyacağına inanıyorlarmış. Köydekiler, her gittikleri yerde Mücevher Ağacı'nı anlatırlar, yerini tarif ederlermiş. Mücevherler toplandıkça yenisi çıkarmış.
Keloğlan, oradaki köyden Hasan'ı aldıktan sonra, Fatma ile birlikte yola çıkmışlar. Üçü birlikte ileri doğru yürümüşler. Daha sonra bir dereye varmışlar.
Köylü Hasan: " İşte geldik. Bu derenin adı Hırçın Dere. Dereyi geçtik miydi, kutsal topraklar başlıyor. "
Fatma: " Hırçın Dere dedin de, bu derenin neresi hırçın? Sakin sakin akıp gidiyor."
Köylü Hasan: " Fatma, sen onun adına aldanma. Adı hırçındır ama akışı hırçın değildir. Sessizce akıp gider. Kendimi bildim bileli adı  Hırçın Dere'dir. Eskiler adına öyle demişler. Dereye girmeden paçaları sıvayalım. Korkmayın, bu derenin en derin yeri diz boyunu geçmez. "

Derenin karşı kıyısına ulaştıklarında köylü Hasan: " Buradan ilerisi göz alabildiğince kutsal topraklardır. Mücevher Ağacı, Uzun Dede türbesinden ileridedir.
Fatma: " Neden adına Uzun Dede demişler. Boyu iki metre var mıymış?
Köylü Hasan: " Uzun Dede çok eskiden yaşamış. Boyu iki yaşındayken iki metreymiş. Yirmi yaşına gelince yirmi metre olmuş, artık uzamamış. Altı yüz yaşını aşkın ölmüş. Yedi yüz, sekiz yüz hatta bin yaşında ölmüş diyenler var. "
Fatma: " Gerçekleri araştırsaydın. Bilgi, belge bulsaydın. Bakalım bunlar doğru mu? "
Köylü Hasan: " Herhalde doğrudur. Öyle gelmiş, böyle gidiyor. Bazı şeyleri değiştirmeye çalışıp kendimi zorlayacağıma, öyle olduğuna inanıvermek kolayıma gitti. Ne anlattılarsa, ne duyduysam peki dedim. Temsilde, tek başıma bir orduyla savaşacağıma, ordunun saflarına katılıverdim, oldubitti. "

Fatma: " Sence bir kişi, bir orduyu yenemez mi? "
Köylü Hasan: " Belki karşı durabilir ama ne zamana kadar? Koskoca bir ordu bir kişiye yenilmez. Bundan ötesine benim aklım ermez. Her neyse artık kutsal topraklar üzerindeyiz. Bu kutsal topraklar da tüm yorgunluğumu aldı. "
Fatma: " Bu toprağın derenin ötesinde kalan topraktan ne farkı var? İkisinin de üstü çayır, çimen, üzerinde ağaçlar var. Böcek, karınca bunda da var, onda da var. Ya ikisine kutsal de, ya da ikisine deme. Toprak işte, kutsallık bunun neresinde? "
Köylü Hasan: " Toprağın ikisi de toprak fark yok ama bu kutsal topraklarda Uzun Dede doğmuş, büyümüş. Toprağın her zerresinde, onun ayak izleri varmış. Buralarda basmadık yer bırakmamış. Onun için buralara kutsal topraklar denmiş. Kutsal adamın bastığı yerler kutsal sayılır. "
Fatma: " Uzun Dede de mi kutsalmış? "
Köylü Hasan: " Tabi kutsalmış. "
Fatma: " Buna inanayım mı? "
Köylü Hasan: " İnanırsın, inanmazsın. Bu sana kalmış. Seni zorlayan yok. Paşa gönlün bilir."
Fatma: " İnanmazsam cezalandırılır mıyım? "
Köylü Hasan: " Cezalandırılmazsın. Kimse sana ceza kesemez. Kutsallık sadece fikirde, düşüncede vardır. Böyle konularda zorlama olmaz. Şudur, şöyledir, başka fikir öne süremezsin, değişik düşünemezsin, diyerek kimse kimseyi kandıramaz. "
Fatma: " Hasan Ağa, Uzun Dede zamanında yaşamak ister miydin? Her gün görüşürdünüz, konuşurdunuz. Kim bilir sana neler anlatırdı? Hizmetinde bulunurdun ve sevgisini kazanırdın. "
Köylü Hasan: "Nerede bende o şans? Keşke eski zamanlarda yaşasaydım ve Uzun Dede'ye can yoldaşlığı yapsaydım. Artık bu mümkün değil. Ölen dirilmeyeceğine, Uzun Dede geri gelmeyeceğine göre, imkânsız konulardan bahsetmeyelim. Fatma istersen imkânlı konulardan bahsedelim. Bilir misin Uzun Dede pek çok keramet göstermiş. Bir keresinde, buralarda kuraklık olmuş. Halk, toplanıp Uzun Dede'ye gitmiş ve yağmur yağdırmasını rica etmiş. Uzun Dede, es demiş, rüzgâr esmiş, yağ demiş, yağmur yağmış. Bir keresinde, parmağını toprağa sokmuş, su fışkırmış. Yirmi metrelik Uzun Dede'nin parmağı bir metreymiş. Sonradan oraya çeşme yapmışlar. Yolumuzun üstünde, aradan kaç yüzyıl geçmiş hala akıyor. Birer tas su için, bakın Uzun Dede Pınarı'nın suyu kendinden tatlıdır. Ne oldu Fatma, bakıyorum sesin kısıldı. Buna da yalan desene. "

Keloğlan, Fatma ve köylü Hasan, Uzun Dede Pınarı'nın suyundan bolca içmişler. Su, şerbet gibi tatlıymış. Daha sonra köylü Hasan ayağa kalkmış ve şöyle demiş: " Arkadaşlar, sizinle sohbetin tadına doyum olmuyor ama buraya kadarmış. Bundan sonra yola bensiz devam edeceksiniz. Patika yol, sizi Mücevher Ağacı'na gö türür. Dönüş yolunda başka yol aramayın. Bu, zaman kaybı olur. İlla ki, bizim köyden geçeceksiniz. Ee beni de bolca görürsünüz. Her attığım adımın hakkını isterim. Size boşuna kılavuzluk yapmadım değil mi? "
Bunun üzerine Keloğlan: " Tamam, Hasan Ağa. Sana bolca, sizin köydekilere azarca dağıtacağız. Sonrasında geriye bana ne kalacak da, fakirlere dağıtacağım. "
Köylü Hasan: " İyi dedin, Keloğlan. Yalnız benden duymuş olma, ben ve bizimkiler senin elinde ne varsa sahipleniriz ama toplayıcının yanındakine karışmayız. Ondan hak iddia etmeyiz. Fatma'nın elindekiler firesiz geçer. Bilmem durumu anladın mı? "

Fatma'nın elindeki çuvalı Keloğlan'a gösterip gülümsediğini gören köylü Hasan:" Bak Keloğlan, Fatma işin gerçeğini anlamış, sor da sana anlatsın. Yolunuz açık, çuvallarınız dolu olsun. Hemen düşün yola erken dönesiniz, sizin için yoruldum beni de göresiniz. "
Köylü Hasan'dan ayrıldıktan sonra Keloğlan, Fatma'ya dönerek: " Fatma, gördün mü? Adamlar, işlerini menfaat üstüne kurmuş. Gidene ağam, gelene paşam diyorlar ama ceplerinin dolduğuna bakıyorlar. Bunların dümen suyuna girersen, senden iyisi yok. Altı patlar, üstü çatlar, bu fikirler, beni dörde katlar. "
Fatma: " Kusura bakma Keloğlan, ama senin düşüncelerin eski zamanda kalmış. Keserle tahtayı kerterken, yongayı kendi tarafına toplayacaksın. Benim bu çuval ne seni, ne beni aç bırakmaz. "

Fatma'nın söylediklerini ağzı açık dinleyen Keloğlan, daha sonra Fatma'nın dile getirdiği teklifi kabul edip, Fatma ile evlenmiş. Nikâhı Keloğlan kıymış. Geceler geceleri gündüzler heceleri kovalamış. Sonunda, Keloğlan ile Fatma, Mücevher Ağacı'na varmış. Mücevher Ağacı'nın dalları zümrüt, elmas ve yakutla doluymuş.
Keloğlan'ın takkesini çıkararak Mücevher Ağacı'nın karşısına oturmasına aldırmayan Fatma, yanında getirdiği çuvalı açarak alt dallardaki mücevherleri toplamaya başlamış. Dikkatle Fatma'yı izleyen Keloğlan, Fatma'nın ne kadar hızlı hareket ettiğini görünce şaşırıp kalmış. " Ey sen hırslı insan! Şu Fatma'nın hızını görsen dilini yutardın. Be kardeşim, insan bu kadar mı hırslı olur? Bin sene değil, on bin, yüz bin sene yaşasan topladıkların sülalene yeter. Bu kadar hırs niye? "

Aradan zaman geçmiş, Fatma çuvalı doldurmuş, çuvalın ağzını bağlamış, çuvalın ipini beline dolamış. Keloğlan ağaca çıkmış, üst dallarda kalmış mücevherleri kesesine ve ceplerine doldurmuş. Dönüş yolunda Keloğlan ile Fatma, Hasan'ın köyüne uğramış. Keloğlan'ın bir karışlık kesesi, bir dakikada boşalmış. Fatma ise, Hasan'dan eşeğini bir avuç elmasa satın almış. Mücevher dolu çuvalı eşeğe yüklemiş. Keloğlan ile Fatma, günler sonra Fatma'nın köyüne varmış. Bir çuval mücevheri gören köylülerin ağzı kulaklarına kadar açılmış. Yüzlerce köylü, Fatma ile eşeğin etrafına toplanmış. Oynayanlar, zıplayanlar, takla atanlar pek çokmuş. Keloğlan kenarda, kıyıda tek başına kalmış. Buraya ilk geldiğinde iltifat edenler ortada yokmuş.
Keloğlan sol eliyle takkesini çıkarıp, sağ eliyle başını kaşımış, sonra iki elini beline dayayıp etrafına bakınmış. Demek bu köyde benim hiç değerim yokmuş, diye düşünmüş. Cebinden çıkardığı iki elması yakınındaki iki köylüye vermiş. Keloğlan elmas dağıtıyor, diye köylüler bağırmış. Köy halkı, Keloğlan'ın peşine düşmüş. Keloğlan kaçmış, köylüler kovalamış. Keloğlan ormanda izini kaybettirip, köylülerden kurtulmuş.

Ertesi gün Fatma'nın yanına gelen Keloğlan birkaç günlüğüne köyüne gideceğini ve oradaki fakirlere mücevher dağıtacağını söylemiş. Eğer yolda fakir görürsem onları boş geçmem, demiş.
Fatma: " İyi git Keloğlan, ceplerindeki bir avuç mücevherden başka neyin var? O kadarı kime yeter. " demiş.
Keloğlan: " Var canım, olmaz olur mu? Sen çuvalı doldurur gelirsin de Keloğlan o kadarcık mücevhere kanar mı? Bak mintanımın altı mücevher dolu, demiş ve mintanın üstünü çıkarmış. Yola çıkmadan önce anama iki fanilamı alttan diktirmiş ve içine cepler yaptırmıştım. Ben bu yolculuğa fakirler için çıktım ve onlara destek olacağım. İtiraf et Fatma, sen bile bu ince düşüncemi anlamadın, değil mi? "
Fatma: " Doğru, ben bile anlamadım. Sana boşuna Keloğlan dememişler. Karlar altındaki bir köye gider, buz satarsın. Güle güle git Keloğlan, fakirlere mücevherleri dağıt, onları sevindir. Ben de bu çuvalın bir kısmını vereyim, fakirlere dağıt, bir kısmını da bu köyde dağıtacağım. Kalan yarım çuval mücevher ikimize yeter. "
" Aslan Fatma, o bir çuval mücevheri kendine saklayacaksın diye ödüm kopuyordu. Şimdi gözümde öyle bir büyüdün ki sorma. "
Keloğlan bir gitmiş, pir gitmiş. Mücevherleri fakirlere dağıtıp, Fatma'nın köyüne dönmüş. Daha sonraki günlerde Keloğlan ile Fatma, bir konak yaptırmış ve bu konakta yaşamaya başlamış. Köye gelişleri bir yılını doldurmuş ki, bir oğulları olmuş. Adını Ali koymuşlar. Birlikte uzun yıllar mutlu yaşamışlar.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Replikacep.com sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.Knın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur.Replikacep.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim sayfamızdan bize bildirdikten en geç 3 (üç) iş günü içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.
Footer menü
Hakkımızda
Bize Ulaşın
Biz Kimiz
Hizmetlerimiz
mekan bizim almanya chat sohbet cinsel sohbet sohbet mobil sohbet dini chat