Temel Özellikleri
Erkek kuşun muhteşem üreme tüyleri cennetkuşunun karakteristik özelliklerindendir. örnekleri avikültürde sergilenmiştir, fakat özel yuvalama alışkanlıkları sebebi ile kayıtlarda üreme oranının düşük olduğunu görüyoruz. Cennetkuşları ilk olarak Portekizli deniciler tarafından, Afrika'nın Widah limanından getirilmiştir. Kuşun ismi burdan gelmektedir. Aynı zamanda erkek kuşun siyah tüyleri sebebiyle dul kadın kuşu olarak bilinir.
Beslenme ve Barınma
Yabancı ispinoz yemi karışımlarına eklenen akdarı döküntüleri, yeşil ve canlı gıda ile beslenmeleri önerilir. Cennetkuşları doğada serpildikten sonra, büyük ve ekili kuşhanelere ihtiyaç duyar. İklime alıştırıldıklarında dışarıda da bakabilirsiniz. Alternatif olarak içeride büyük bir kuşhane hazırlayabilirsiniz. Zorbalık yapabiliceğinden üreme mevsimi dışında foster mumgagaları ile beraber tutmayın. Cennetkuşları renklerini kaybettiğinde cinsiyetini ayırt etmek zorlaşabilir. bu durumda erkek kuşu dişi kuştan hafifçe uzun kuyruğu ve vucüdundaki daha koyu beneklerden ayırt edebilirsiniz.
üreme
Cennetkuşları kendi yavrularını büyütmez. Bunun yerine dişi kuşla yumurtalarını, kuluçkaya yatıp büyütücek diğer mumgagaların yuvalarına bırakır. Erkek kuşlar muhteşem tüylerini çiftleşme mevsiminin başında dökerler. Bir erkek kuşu bir çok dişi kuş ile barındırın ve üreme için pytilia türleri ile arkadaşlık ettirin. Melba ispinozu (Pytilia Melba) bu türlerin doğal ev sahipleridir, fakat cennetkuşu yavrularu ateş ispinozları (Laganostica S. Senegala) tarafından da büyütülebilir.
Kaynakça
Evcil Kuşlar, bilgilerinden yararlanmamıza izin veren kaynaklarına teşekkür eder.
Renk Ve Cazibe
Renk ve Cazibe
Yeni Gine'nin cennetkuşları, kanatlılar âlemindeki en eğlenceli kostümlere -ve en çılgın çiftleşme danslarına- sahip.
Erkek selam veriyor... Kadife siyahı tüyden pelerini kalkarak soluk yanlarını açığa çıkarsa da derin ve gururlu bir selam bu. Başındaki yay gibi teller yere vuruyor, bir iki, bir iki. Bu şovmen'in gösteri yaptığı sahne, gagalar dolusu kökü, aynen bir gelinin başından aşağı dökülen çiçek yaprakları gibi serpmeden önce ormanın döküntülerini temizlediği bir toprak parçası. İzleyicileri ise yukarıdan sarkan bir dalın üzerine dizilmiş, kıpırdaşıp duran kuşkucu dişiler. Dikkatleri kısa sürede dağılıyor, bu yüzden erkek kuş sıska bacaklarıyla parmak uçlarında yükselen bir balerin gibi ilerleyerek dansına başlıyor. İzleyicileri etkilemek için bir an duruyor, sonra aynı hareketleri ritmik bir biçimde tekrarlayarak dansını sürdürüyor. Boynu aşağı iniyor, başı yukarı aşağı sallanıyor, başındaki teller ritme ayak uyduruyor. Zıplayıp sallanırken kanatlarını açıp kapatıyor, gıdısındaki sakallar titreşiyor. Performansı istenilen etkiyi yaratıyor. En yakındaki dişi davetkâr biçimde titriyor ve dansçı genizden gelen bir çığlık atarak dişinin üzerine atlıyor. Birbirine karışan tüyler görüntüyü engelliyor ve birleşmenin başarılı olup olmadığı belli olmuyor. Ama önemli değil: Birazdan yeni bir gösteri başlayacak. Burada, Yeni Gine'nin sarmaşık kaplı, nemli ormanlarında doğanın en absürd tiyatrosu, cennetkuşlarının çiftleşme oyunu sahneleniyor. Yeryüzünde başka hiçbir kuş, üreme işine cennetkuşları gibi girişmiyor. Seçici dişileri cezbetmek için erkekler sahnelere yaraşır kostümlerle dolaşıyor: Kısa pelerinler, parlak göğüs kalkanları, başlıklar, sakallar, boyun ibikleri ve yukarı kıvrılan burma bıyıklar. Parlak kırmızı, sarı ve mavi renkleri yağmur ormanının yeşilinde ışık saçıyor. Gösterişsiz kargaların ve sığırcıkların frapan kuzenleri olan cennetkuşları, kuş aile ağacının umulmadık bir dalında yer alır. Bu kuşlar milyonlarca yıl önce sade ve pek de alımlı olmayan akrabalarından ayrılmaya başlayarak günümüzdeki değişik özelliklere sahip 38 türü oluşturdu. Ve bunlardan 34'ü, sadece Yeni Gine ve çevre adalarda yaşıyor. Bu kuşların Avrupa'ya ulaşan ilk örneklerinden bazıları, Yeni Gineliler'in Batılı krallara armağanı olarak Macellan'ın gemilerinden biriyle 1522 yılında İspanya'ya taşınmış. Kuşların yabanıl doğadaki görüntüsü ilk gezginleri hayrete düşürmüş. 1824'te Yeni Gine'ye giden ve dönüşünde ilk görgü tanıklığını yapan doğabilimci René Lesson, "O kadar şaşırmıştım ki, silah elimde öylece kala kaldım," diye itiraf ediyor. "Sanki havada ışıktan uzun bir kuyruk oluşturarak hızla geçen bir göktaşı gibiydi." Avrupa pazarının tüylerine gösterdiği rağbet onlarca yıl boyunca bu kuşların avlanmasını ve ticaretini körükledi. Bu ticaretin zirveye ulaştığı 1900'lerin başında kadın şapkalarında kullanılmak üzere Yeni Gine'den yılda yaklaşık 80.000 kuş derisi ihraç ediliyordu. İngiltere ve Amerika'daki kuş derneklerinin alarm vermesiyle korumacılık ahlakı gelişirken, kuş katliamı da azaldı. 1908'de Britanya, Yeni Gine'nin kendi yönetimi altındaki bölgelerinde ticari avlanmayı yasakladı, Hollandalılar da 1931'de onları izledi. Bugün bilimsel amaçlar dışında cennetkuşlarının adadan çıkarılması yasak. Yeni Gine'nin Yerli halkı, yabancılar keşfedip ilgilenmeden çok önce de bu kuşlara saygı gösteriyordu. En güzel tüyler gelinin ailesine veriliyor, kuşlar yerel mitolojilerde ata ve kabile totemi olarak belirgin biçimde yer alıyordu. Ve bugün de saygınlıklarını koruyorlar. "Biz bu kuşları çok seviyoruz," diyor ovada yaşayan bir kabile mensubu. "Benim ailemin bireyleri birer cennetkuşudur."